Dil; insanlar arasında anlaşmayı sağlayan tabii bir vasıta; kendi kanunları içerisinde yaşayan ve gelişen canlı bir varlık; milleti birleştiren, koruyan ve onun ortak malı olan sosyal bir müessese; bin yıllar boyunca gelişerek meydana gelmiş bir sosyal kurum; seslerden örülmüş bir ağ; temeli bilinmeyen zamanlarda atılmış bir gizli antlaşmalar sistemidir. Tanımımızda da beyan ettiğimiz gibi dil bir anlaşma aracıdır. Bu yüzden dilin önemi çok büyüktür. Bir an bile olsa dilin olmadığını düşünelim. Hasta derdini, öğretmen dersini anlatamaz, sanık koltuğunda oturan insan, savunmasını yapamaz. İnsanlar birbirlerini anlayamaz birbirini anlayamayan insanlar arasında da kargaşa ortaya çıkar. Ünlü filozof Konfüçyüs’e bir grup insan gelerek; — Sizi devletin en üst makamına getirseler, ne yaparsınız? Sorusu üzerine Konfüçyüs şu cevabı verir. — Ülkedeki bütün dil bilginlerini toplar, dili gözden geçirmelerini isterdim. Bunun üzerine başka bir soru kendisine yöneltilir. — Sağlık, ekonomi, eğitim gibi sorunlar dururken neden dil? Konfüçyüs; —Bir millet dilini doğru bilmiyor ve kullanmıyor veya kullanamıyorsa hiçbir kurum veya kuruluş görevini yerine getiremez! Cevabını verir. İşte bu örnekte dilin görevi ve önemi ön plana çıkmaktadır. Dil fertleri ve toplumu ayakta tutan en önemli unsurdur. Eğer dilin kristalize yapısı bozulursa toplum büyük bir yara alır ve o yara toplumun çöküşüne yol açar. Bir ülkenin vatandaşları, o ülkenin ulusal dilinde yeteri kadar bilgi sahibi olmazlarsa bu, başta doğrudan doğruya o vatandaşların yaşam alanlarının kısıtlanmasına, ardından da o ülkenin dilsel, kültürel, politik ve ekonomik yönden ufalanarak yok olmasına yol açar. Ulusal dillerin korunması sorunu, doğrudan doğruya ulusal ekonomilerin ve insan refahının korunması sorunundan ayrılamaz. Dilin önemi açısından birçok tanım yapılabilir ve örnekler verilebilir. Fakat bu noktadan sonra çuvaldızı kendimize batırmak gerekir. Şimdi gelelim Türk diline Türk dili eskiden olduğu gibi bugünde zenginliğini sürdürmektedir. Türkçemizde 75.000’e yakın kelime bulunmaktadır. Bu da Türk dilinin zenginliğinin en önemli göstergesidir. Kavramlar açısından Türkçe zenginliğini korumaktadır. Örneğin akraba adlarında İngilizler teyze ve halayı aynı isim altında toplarken Türkçemizde bu kavramlar ayrı ayrı kullanılmaktadır. Aynı durum renklerde de görülür. Türkçemizde renkler kavramlar sayesinde çok çeşitlilik göstermektedir. Bunlar başta da belirttiğimiz gibi Türkçenin zenginliğine işaret eden özelliklerdendir. Türk dili zengin fakat biz bu zenginlikten faydalanabiliyor muyuz? Acaba Türk dili hangi noktada ve nereye gidiyor? Türk dilini bekleyen tehlikeler neler? vb. sorular bu noktadan sonra zihnimizi meşgul etmektedir. Birkaç örnekle Türk dilinin nerede ve böyle devam ederse akıbetinin ne olacağına değinelim. Günlük hayatta Türkçenin mevcut zenginliğinden faydalandığımız söylenemez. Bugün bu Türkçe kelimelerin araştırmalara dayanarak 500 ya da 600’ünün kullanıldığı söylenebilir. Ne yazık ki bu zenginliklerden faydalanamıyoruz daha çok farklı dilleri taklit etme yoluna başvuruyoruz. 20. ve 21. yüzyıllarda bu taklit alışkanlığının arttığı görülmektedir. Örneğin günümüzde yazıcı yerine printer kelimesi köprü yol yerine viyadük, koruma aracı yerine eskort, değerlendirme yerine reyting gibi kelimeler kullanılmaktadır. Farklı yerlerde de karşımıza çıkan bu özenti kültürü lokantalarda vb. işyerlerinde karşımıza çıkmaktadır. Abdullah Efendy Kebabchi’sı, Hotel Taxim vb. yerlerde bu kültürün izleri görülmektedir. Peki bu noktadan sonra biz bir fert olarak ne yapmalıyız? Mümkün olduğunca kullandığımız kelimelere dikkat edip aslımıza yönelmeliyiz. Özenti kültürünün seline kapılmamalıyız. Temennimiz Türkçemizin ve kültürümüzün ayakta durmasıdır. Bu doğrultuda yolumuza devam edip Osmanlı kültürünün izlerini takip etmeliyiz. Neden Osmanlı dili ve kültürü denilirse Türk tarihinde dilin ve kültürün en üst seviyede bulunduğu devir Osmanlı devridir ve bu yadsınamaz bir gerçektir. Türk devlet tarihinde pek çok devlet kendinden önceki devletlere bakarak kendini geliştirmiştir. Bizim de bu noktadan sonra yapacağımız tek şey vardır. O da Osmanlı’nın dilinin ve kültürünün izlerini esas alıp yolumuza devam etmektir. Yusuf ADİLOĞLU / DİL BİLİMCİ |