Anket

Osmanlıca Okuma-Yazma Düzeyiniz Nedir?
 

Yöneticilik Sertifikamız

E-Posta Aboneliği

Duyuru Ve Yeniliklerden Haberdar Olmak için Abone Olun!






Basında İslam Algısı Paneli Gerçekleştirildi E-posta
 İslam Dünyası STK’ları Birliği (İDSB)’nin ev sahipliği yaptığı “Basında İslam Algısı” konulu uluslararası panel 3 Zilkade 1430 / 21 Ekim 2009, Çarşamba günü geniş bir katılımla İSAM Konferans salonunda gerçekleştirildi.

Üsküdar, Bağlarbaşı’nda bulunan İslam Araştırmaları Merkezi (İSAM) konferans salonunda gerçekleştirilen program açılış konuşmaları ile başladı. İlk olarak ev sahibi İSAM başkanı Prof. Dr. Mehmet Akif Aydın katılımcıları selamladı. Akabinde İDSB Genel Sekreteri Necmi Sadıkoğlu ve Dünya İslam Birliği Genel Sekreteri Dr. Abdullah Abdulmuhsin el Türki söz aldı ve katılımcılara hoş geldiniz konuşması yaptı.

Selamlama konuşmalarından sonra panel Prof. Dr. Mehmet Akif Aydın’ın moderatörlüğünde başladı.

DR. ABDUSSELAM: İSLAMİ TEŞKİLATLAR ARASINDA İŞBİRLİĞİ ŞART

İlk konuşmacı merkezi Mısır’ın başkenti Kahire’de bulunan İslam Üniversiteleri Birliği Genel Sekreteri Dr. Cafer Abdusselam oldu. İslami çalışma yapan kurum, kuruluş ve teşkilatlar arasında her anlamda irtibat ve insicam sağlanması gerektiğine vurgu yapan Dr. Abdusselam konuşmasında konuyla ilgili karar alabilecek, bunu yürütecek ve devam ettirecek güçlü irade ve işbirliğine duyulan ihtiyaca işaret etti.

İslam Konferansı Teşkilatı ve Rabıta (Dünya İslam Birliği) gibi önemli çalışmalar yürüten, kendisine bağlı alt kurumlar ve teşkilatlar arasında irtibatı sağlayan ve kararlar alan teşkilatların olduğuna değinen Dr. Abdusselam şunları söyledi: “İslam’ın basın-yayın kuruluşlarında yer edinmesi vs hususlarla ilgili olarak asıl olan İslami çalışmalar yürüten teşkilatların belirli stratejik hedefler doğrultusunda ciddi bir işbirliği ve irtibatı sağlamalardır. Buna gerçekten ciddi ihtiyaç duyulmaktadır. Bu da üst düzey bir teşkilatın ve organizasyonun varlığıyla yürütülecektir. Mezkur teşkilat kendisine bağlı veya irtibatta olduğu ülkelerdeki kurum ve kuruluşların aynı çalışmalar yapmalarını engelleyecek, tekrarlardan kaçınacak ve tek yöne yönlendirecektir. Hepinizin bildiği üzere birçok ciddi infak ve destekler yapılıyor farklı alanlarla ilgili olarak. Maddi alana tekabül eden bu hususta mezkur kurum yapılan yardımların tek bir alana yoğunlaşmasını temin edebilir ve müşterek çalışmalarda bu para harcanır.”

Günümüzde medyanın rolü azımsanmayacak derecede ehemmiyet arz ettiğine de değinen Dr. Abdusselam resmi makamlar ile STK’lar arasındaki işbirliğinin önemini vurguladı.

PROF. DR. OSMAN ÖZSOY: ALGILAMALAR KOLAY DEĞİŞMİYOR

İkinci konuşmacı Fatih Üniversitesi öğretim görevlisi Prof. Dr. Osman Özsoy idi. Konuşmasında Prof. Dr. Özsoy algılamanın önemine işaret etti ve algıların kolayca değişmediğine değindi. Bununla ilgili olarak Özsoy şunları söyledi: “Amerika’da bulunan Princeton Üniversitesinde yapılan çok çarpıcı bir anketin sonuçlarına bakıldığında algılamaların nasıl son derece zor değiştiğini anlayabiliriz. 1933, 1951 ve 1969 yılları arasında aynı sorulardan müteşekkil bir anket üniversite talebeleri arasında yapılıyor. 40 yıllık bir süre zarfında yapılan bu anketlerde İngilizler, İtalyanlar, Ruslar, Japonlar, Almanlar ve Türklerle ilgili olarak görüşleri soruluyor. Verilen cevaplar genelde aynı Japonlar için çalışkan, İngilizler için soğuk, Türkler için ise tembel, zalim ve zalim şeklinde. Bu görüşlere ilişkin olarak Türkleri tanıyor musunuz, hiç Türk gördünüz mü, tanıdığınız var mı? sorularına verilen cevap olumsuz! Peki tanımamalarına rağmen neden bu cevaplar veriliyor? İşte bunun arkasında ne olduğuna baktığımızda medyanın bulunduğunu görüyoruz…”

Batı dünyasında Müslüman imajının tarihsel serüvenine de kısaca değinen Prof. Dr. Özsoy son dönemde medyada çirkin ve hakikatle ilişkisi olmayan bir şekilde resmedilen Müslüman erkek ve kadın imajına göndermede bulundu.

Hollywood’un sadece bir sinema sektörü olmayıp ciddi hegemonik ve stratejik işlev gören bir yer olduğunu ifade eden Prof. Dr. Osman Özsoy: “Hollywood’un önemine değinmek gerekirse..ABD devlet başkanı Roosevelt yapılan ödül töreninde hediyeyi Willeam Heslter Prodüksüyonuna takdim ediyor ve siz çok büyük bir iş başardınız diyor… Yine 11 Eylül hadisesinden sonra George W. Bush’un davet ettiği kişi Hollywood olmuş ve görüşmede “onuru, gururu kırılan Amerika’nın bu hususta onore edilmesi, onarılması” talep edilmiştir. Dikkat ediniz ilk emir Amerikan ordusuna değil Hollywood’a verilmiştir.” şeklinde konuştu.

Basın-yayın kuruluşlarında İslam algısı ile ilgili olarak Prof. Dr. Özsoy katılımcılarla şu üç maddeyi paylaştı:

1)    Psiko-sosyolojik sebepler. Hayranlık uyandıran ve yeryüzünde hakim olabilecek, yayılabilecek bir din olması hasebiyle İslam’ın özünden kaynaklanan bir batı dünyasındaki tedirginlik.

2)    Bilgisizlikten kaynaklanan önyargılar ve algılayışlar

3)    İslam’ın özünden sapmalarla kaynaklanan ve İslam dünyasındaki bazı marjinal grupların sebep olduğu algılamalar.”

Konuşmasının sonunda Prof. Dr. Osman Özsoy her bir Müslüman bireyin İslam’ı en iyi şekilde temsil etmesi yönünde gayret göstermesi gerektiğini söyledi.

PROF. DR. USAME EL HARİRİ: BİZLER İNSANLIĞA HİZMET İÇİN VARIZ

Üçüncü konuşmacı Mekke’de bulunan Ümmül Kura Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim görevlisi Prof. Dr. Usama el Hariri idi. Konuşmasında el Hariri şunları söyledi: “Ele aldığımız konuda İslam’ın algılanışı noktasında bizlere düşen sorumluluklar ve çözüm yolları nelerdir? Soracağımız bu sorular arayışlarla başlar, sonrasında konulan hedeflerin başarılması için bir program, yöntem ve strateji ortaya konulur...  Arayışların öncesinde kendimize bizler kimiz, neyi, niçin başarmak istiyoruz sorusunu sormalı ve bunun cevabını bulmalıyız. Bizler Müslümanlar olarak Allah’ın halifeleriyiz. Bu noktada sorumluluklarımız var. Doğal olarak iyalimizin bizlerden istifade ettiği kişiler olmamız gerekmektedir. Bizler insanlığa hizmet için varız. Hüviyetimizin ne olduğu sorusuna cevap verdikten sonra yeryüzünde insana hayırlı anlamda hizmet eden hangi basın, yayın kuruluşu, organı veya programı varsa prensip olarak burada yer alırız…”

DR. YUSUF KAPLAN: MEDYA YENİ SÖMÜRGECİLİĞİN BİR KEŞİF KOLUDUR

Son konuşmacı yazar Dr. Yusuf Kaplan oldu. Konuşmasını 1) Algı 2) Medyanın dili ve doğası 3) Ortaya koyacağımız Çabanın Teorisi ve Pratikte Ne Olacağına Dair Öneriler şeklinde üç başlıkta ele alan Dr. Kaplan panel başlığı ile ilgili eleştirilerini yöneltti. Seçilen panel başlığını yanlış olduğunu ifade eden Kaplan bunun Müslümanları nesneleştiren bir başlık olduğunu ve tamamen reaksiyoner bir tavırdan kaynaklanan başlık olduğunu söyledi.

“Halen basında bizler hakkında başkasının ne düşündüğünü vs konuşuyor olmak yanlıştır. Aksine bizlerin reaksiyoner olması gerekmektedir.” şeklinde konuşan Dr. Yusuf Kaplan devamla: “Osmanlının tarih sahnesinden geri çekilmesinden itibaren tüm stratejiler, gayretler ve çalışmalar İslam’ın yeniden ortaya çıkarak tarih sahnesinde yerini almasına engel olma gayesi taşımaktadır. Batıda ciddi bir medeniyet krizi yaşanmaktadır. Ontolojik güvensizlik durumu yaşayan batı saldırgan bir şekilde bu güvensizliğini farklı alanlara yoğunlaştırmakta ve İslam’ı ötekileştirmektedir…” dedi.

Yeni bir dünya ile karşı karşıya bulunduğumuzun altını çizen Kaplan: “ İnsanlık tarihinde ilk defa tüm dünyaya tek bir Zeitgeist hakim olmuştur. Yeryüzünde ilk defa tek bir zaman algısı ve sivilizasyon hükümferma olmuştur. Daha öncesinde aynı zaman diliminde dünyanın muhtelif coğrafyalarında birbirleri ile mücadele etseler de kendileri olarak var olan medeniyetler mevcuttu.” Dedi.

Medyanın günümüz dünyasında bir hegemonik vasıta olduğunun altını çizen Kaplan: “Şimdi günümüz dünyasında medya üzerinden kurulan bir hakimiyet sözkonusu…medyanın gücüyle orantılı olarak kendisinin frankeyştayn rolünü haiz olduğunu, yıkıcı ve tahrip edici olduğunu vurgulamak istiyorum.  Tabi kast ettiğim modern medya. Aslında son derece yıkıcı olan medyanın kendisinin de son derece kırılgan olduğunu bilmek gerekiyor. Bunun mahiyetini, avantaj ve dezavantajlarını bildiğimizde ona göre nasıl cevap verebileceğimizi ve nasıl bir şey üretebileceğimizi de bilmiş oluruz…

Heidegger’in dediği gibi varoluşsal bir kriz var şu anda yaşadığımız. Yaşanan ontolojik güvensizlik krizinde dünyada Tanrı mefhumu kaldırılmış bunun yerine insan konulmuştur. Yani antropomorfolojik, insanın tanrılaştırılması denilen bir durum sözkonusudur…” şeklinde konuştu.

“Medya yeni sömürgeciliğin bir keşif koludur. Şimdi günümüzde akademik oryantalizm bitmiştir ki o kendisince bir sistematiği, bir ciddiyeti ve boyutları olan bir alandı. Bunun yerine şimdi medyatik oryantalizm başlamıştır. İlki son derece ciddi iken ikincisi içi boş ama bir o kadar, dahası kat kat daha tehlikelidir. Zira medyatik oryantalizm özgüvensizliğin getirdiği bir şeydir.” diyen Kaplan devamla şunları ifade etti: “Batı uygarlığı medya uygarlığı olarak nitelendirilebilir. Burada asıl önemli olan araçsal akıl dediğimiz ontolojik güvensizlik hadisesidir. Araçlara hakim olarak ortaya konulan çaba amaç haline getirilmekte; nitelik yıkılarak yerine niceliğin hakim kılınması, kolonizasyon aracı olarak kullanılmaktadır… Modern batılı anlamda medya da çatışmacı bir dil kullanılmaktadır. hakim kılmaktır…”

Küresel bir medeniyet krizinin varlığına işaret eden Kaplan bu krize kafa yorulması gerektiğini söyledi ve dünyaya, İslam dünyasına eş zamanlı olarak küresel bir dille hitap etme zorunluluğuna değindi.
“Küresel bir iddiası olan Müslümanlar olarak küresel öneriler sunmadığımız müddetçe bu medeniyet krizini aşmanın imkanı olmadığını bilmemiz gerekmektedir.” diyen Yusuf Kaplan ilim, irfan ve hikmet geleneğini yeniden canlandırmaya çok ciddi şekilde ihtiyaç olduğunu da sözlerine ekledi.

Tarihi öncülerin yaptığını, medeniyeti kuran, tarihi kuranların her zaman küçük azınlıklar, gruplar, alimler, irfan ehli ve hikmet ehli olduğunu söyleyen Dr. Kaplan medeniyet krizini aşma noktasında İslam coğrafyasında ilmi, irfanı ve hikmeti bünyesinde barındıranlara duyulan şiddetli ihtiyaca vurgu yaptı.  

İslam dünyasındaki sorunun algılama sorunu olduğunu belirten Kaplan basının direk değil dolaylı bir savaş yürüttüğüne işaret etti ve bilinçaltımızı hedef alan medya mücadelesi zor bir mücadele olduğunu söyledi. Konuşmasının sonunda Kaplan önerilerini şu şekilde sıraladı: “

1)    İslam dünyasında büyük bir medya teşkilatına, rejimine ihtiyacımız vardır. İşte bakınız BBC örneği. Kısa, orta ve uzun vadede projeler gerçekleştirmek zorundayız. Bölgesel, küresel medya kuruluşlarının harekete geçmesi lazım.

2)    Ortak bir haber ajansının kurulması çalışmalarına gidilmesi lazım. Sinema’ya gelince bunun İslam dünyasında tam bir fiyasko olduğunu söylemek durumundayız.. Bakınız Hollywood’u alıp çekiniz ortada Amerika falan kalmaz…

3)    İslam dünyasında kültürel entelektüel işbirliği muhakkak surette öncelenmelidir, hızlandırılmalıdır. Kısa, orta ve uzun vadede ortaya konulan çabaların, gayretlerin gerçekleştirilmesi ilim adamları, entelektüeller olmaksızın zordur.”

Panelin sonunda İslam Dünyası STKları Birliği ve Dünya İslam Birliği teşkilatları İSAM Başkanı Prof. Dr. M. Akif Aydın, Dünya İslam Birliği Genel Sekreteri Dr. Abdullah Abdulmuhsin el Türki ve konuşmacılara birer plaket ve hediye takdim etti.

İDSB
 

Bu Haberi Paylaş

 
< Önceki   Sonraki >