Anket

Osmanlıca Okuma-Yazma Düzeyiniz Nedir?
 

Yöneticilik Sertifikamız

E-Posta Aboneliği

Duyuru Ve Yeniliklerden Haberdar Olmak için Abone Olun!






Andelip E-posta
 Güzel bir bahar sabahıydı. Kışın beyaz sayfası, baharın yeşil sayfasına; gecenin karanlığı da gündüzün aydınlığına inkılâp etmişti.
Sayfa 1Vakit, günün en güzel ve en
bereketli vakti,
seher vaktiydi. Her canlı kendine
has şekliyle Rablerini zikir ve tesbih
ediyordu.
Andelip, bu güzel bahar sabahında
biraz gezmek, melekleri ve
ruhaniyatı semadan indirtip aşka
ve cezbeye getiren bu şirin manzaraları
seyredip, Rabbinin sanatlarını
temaşa etmek istiyordu. Bu neşe ve
heyecanla kanatlarını hızla çarparak
havalandı.
Bir tepeciğin üzerine gelmişti.
Tepenin bir tarafı pembe ve mor,
diğer tarafı ise sarı ve beyaz çiçeklerle
kaplıydı. Tepenin alt tarafında,
bir çınar ağacının yanındaki taşların
arasından süzülerek aşağı doğru
akan bir su vardı. Suyu görünce
sevinçle suya doğru uçtu. Küçük bir
taşın üzerine kondu. Ve birkaç yudum
içti. Gökten rahmetini damlalar
suretinde indirip muhtaç kullarına
ihsan eden rabbine hamd etti.

 



Sayfa 2Tam bu sırada bir ses duydu. Biri
imdat diye bağırıyordu. Dikkatlice
dinledi. Evet, yanılmıyordu, biri yardım
istiyordu. Aşağıya doğru baktı.
Bu bir karıncaydı. Minik kollarının
arasına sıkıştırdığı buğday tanesiyle
birlikte, var gücüyle içine düştüğü
sudan kurtulmaya çalışıyordu. Andelip
hemen kanatlarını çırptı, yerden
bir çöp aldı ve karıncaya doğru
uzatarak, “haydi!” dedi. Karınca ise
büyük bir hırsla, buğday tanesini de
bırakmadan çöpe tutundu. Andelip
de hızlıca çöpü çekti. Fakat tam
o sırada karınca, uğruna hayatını
riske attığı buğday tanesini elinden
düşürdü.
Andelip, yorgun bedenini toprağa
bırakmış, nefes nefese yatan
karıncaya baktı ve yumuşak sesiyle,
“Elhamdülillah kurtuldun” dedi. Karınca
ise sanki onu duymuyor gibiydi.
Uzandığı yerden hızlıca doğruldu.
Ve suya bakarak “onu kaybettim,
onu kaybettim, ben şimdi ne yapacağım”
diye ağlamaya başladı. Andelip,
“Üzülme kardeşim! Demek ki
o buğday tanesi senin nasibin değilmiş

 

Sayfa 3Hem Rabbimiz sana daha güzelini
ihsan eder İnşallah.” dedi.
Karınca başını kaldırarak; “Haklısın,
ama onu buraya kadar getirmek
için çok çalıştım. Baksana yuvamıza
da az kalmıştı. Hem, kendim
ve arkadaşlarım için çok çalışmam
lazım. Depoları doldurmalıyız, aç
kalmamak için kışa hazırlık yapmalıyız.”
dedi.
Andelip:
Evet, çalışmanız çok güzel, ama
sakın Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin.
O hiç birimizi aç bırakmaz.
Yeryüzünde yaşayan canlıların rızkı
ancak Allah’a aittir. Madem bize bu
hayatı verdi, bizi beslemek ve rızık ile
hayatımızı devam ettirmek onun vazifesidir.
Hem baksana, hayatımızın
devamı için her birimize farklı kabiliyetler
vermiş. Ve hayatımızın devamı
için gerekli olan her şeyi daha
dünyaya gelmeden bize öğretmiş.
Yoksa ben uçmayı, sen yuva yapmayı
nereden bilecektik.
Andelip, tatlı tatlı konuşuyor ve
karıncanın hayatında hiç duymadığı
şeylerden bahsediyordu. Karınca
da hiç ses çıkartmadan, hayranlıkla
bu bilge bülbülü dinliyordu. Tam bu
sırada bir vızıltı duyuldu. İkisi birden
arkalarına baktılar. Bu, bir bal
arısıydı. Hemen yanlarındaki sarıçiçeğe
konuverdi ve: “Özür dilerim,
istemeyerek kulak misafiri oldum.
Acaba bu güzel sohbetinize ben de
katılabilir miyim.” dedi. İkisi birden,
“tabii, hoş geldin” dediler. Andelip
sözlerine devamla, “Rabbimizin
bizi nasıl terbiye ettiğini ve akıl ve
irademizin fevkinde bize nasıl mükemmel
vazifeler yaptırdığını konuşuyorduk.
Siz arılar bu bahsimize
güzel bir misal teşkil ediyorsunuz.
Bize kendinizden ve işlerinizden biraz
bahseder misin?” dedi.
Bal arısı:



 

Sayfa 4“Ben bir işçi arıyım, şu ilerideki
ağaçların kovuklarında binlerce
arkadaşlarım var. Yaptığımız harika
işleri anlatmak çok uzun sürer. Ama
şu kadarını söyleyebilirim ki, biz
büyük bir uyum içinde gece-gündüz
çalışırız. Sayımız binlerce olduğu
halde hiçbir karışıklık olmaz. Herkes
vazifesini aksatmadan yerine
getirir. Bir mühendislik harikası
olan peteği, sayısız şifaları olan rahmet
şerbetini onun izni ve ilhamıyla
yaparız. Senin de söylediğin gibi bu
sanatların hiç birisi bize ait değildir
ve olamaz.”
Karınca:
“Biz de büyük bir aileyiz ve mükemmel
işler yapıyoruz. Yani bize
yaptırılıyor. Yuvamızda tam bir iş
bölümü vardır. Kimse zerre miktar
haddinden tecavüz etmez. Her birimiz
önce kardeşini düşünür. Aramızda
asla bir kıskançlık ve rekabet
olmaz. Bütün gün çalışır rızkımızı
ararız. Rabbimizin bize verdiği özel
yön tayin etme sistemiyle ne kadar
uzaklaşsak da yolumuzu şaşırmayız.”
Andelip:
“Bütün bunlar hem çok hayret
verici hem de çok güzel. Evet, bu
gibi harika işleri biz aciz kullarına
yaptıran zat, elbette bütün noksanlıklardan
münezzehtir.” dedi.
Karınca ve arı, andelibin sözlerini
tasdik ettiler. Karınca, andelibe
dönerek: “Beni sudan kurtardığın
için teşekkür ederim. Ayrıca bu güzel
nasihatlerinizle beni büyük bir
gafletten kurtardığınız için Allah
ikinizden de razı olsun. Sohbetimiz
çok güzel ama artık gitmeliyim”
dedi.
Bu sözlerden sonra üçü de birbirleriyle
helalleşip ayrıldılar. Andelip
tatlı bir rüzgârın eşliğinde bulutlara
doğru süzülüp giderken, “Yedi kat
yer gök ve içindekiler Allah’ı tesbih
ederler. Allah’ın kusursuzluğunu ve
mükemmelliğini bildirmeyen hiçbir
şey yoktur.” âyetini okuyordu.

 

Afra Betül IŞIKLI 

Bu Haberi Paylaş

 
Sonraki >