İslam harflerinin nerelerde kullanıldığı sorusuna verilecek en yuvarlak ve kesin cevap; "İslam’ın ve Müslüman’ın gidebildiği her yer"dir. Bunda mübalağa yoktur: Zira İslam’ın yayılıp ulaştığı her yere -baskı ve zorlama olmaksızın- gitmiş ve her asırda milyonlarca insanın -Müslüman olsun veya olmasın- din, ticaret ve anlaşabilmede vasıta olmuştur. Özellikle İslam’ı kabul eden milletler yazıyı da kabul etmişler ve tabiî olarak o milletlerin kullandığı birçok alfabe de artık kullanılmaz olmuştur. Bu arada Müslümanların maddî ve manevî üstünlükleri, birçok Müslüman olmayan insanları da İslam harflerini öğrenmeye mecbur etmiştir.
İslam’ın çeşitli ırklara mensup hükümetleri gidebildikleri her yere bu yazıyı da beraber götürmüşler ve böylece dünyada belki de hiçbir yazıya nasip olmayacak bir tarzda -baskı ve zorlama olmaksızın-yayılmıştır. Zira Müslümanlar gittikleri yerlerde -yazı bir tarafa- dinî baskı dahi yapmamışlardır. Esasen buna gerek de yoktu.
Bugün Avrupa ve Amerika'nın maddî yükselişi ve sömürgeleri dolayısıyla geniş ölçüde yayılmış olan Latin yazısından sonra ikinci sırayı alan İslam yazısı; Hicret'in ilk yüzyılında önce Irak'daki Beni Lahm ülkesinde hâkimiyetini kurmuş, daha sonra Arap topraklarına sığmayarak, hatta Arapça ile olan mutlak beraberliğinden de çıkarak, gittiği yerlerin dillerini terennüm etmiştir. Bu haliyle başka yazılara nasip olmayan bir tahta oturmuştur.
Artık "Arap yazısı" hüviyetinden "İslam yazısı" hüviyetine girerek Avrasya'nın birçok yerleriyle beraber Sibirya'ya ulaşırken, Kuzey-batı Afrika'da Berberi yazısını, Mısır'da Kıptî yazısını; Suriye, Arabistan ve Irak’ta Aramî, Süryanî ve diğer Sâmî yazılarını kısmen de Yunan yazılarını yutarak hakimiyetini ilan etmişti. Chradan doğuya yönelerek İran’da Pehlevî ve Orta Asya'da Uygur yazılarının yerine geçmişti. Buralarda da kalmayarak; Afganistan, Belucistan, Hindistan, Malezya, Sumatra, Cava ve Çin'e ulaşmıştır.
Bu cümleden olarak; Madagaskar, Sudan, Hindistan, Filipin adaları, Zengibar, Mozambik adaları ve Adriyatik kıyılarında ilim, irfan ve ticaret bahçelerinde güller açtırarak, Fars, Çağatay ve Osmanlı edebiyatlarında nice eşsiz meyvelerin verilmesinde yegâne vasıta olmuştur.
Ezcümle; Avrupa'da Boşnaklar, Arnavutlar, Kafkasya'da Çerkezler, Rusya Türkleri ve diğer bütün müslüman toplulukları ta¬rafından kullanılmasıyla beraber, Endülüs mağriblileri tarafından İspanyolca yazmada kullanılmıştır. Bu yazıyı alan her millet, kendi dilinin fonetik (savtî) özelliklerine göre bir takım şekil ve harfleri de ekleyerek benimseyip kullanıyordu.
Bugün ise göç edenler vasıtasıyla Avrupa, Amerika ve diğer yerlere ulaşmakla beraber, dünyanın hemen her yerinde şarkiyatçılar, Arap, Fars ve hatta Türk dili edebiyatçıları tarafından okunup yazılmaktadır.
Şunu da ilave etmek gerekir ki, İslam harflerinin bu seyri devamlı ilerler tarzda olmamış; Türkiye'de inkılap ve Rusya'daki Türk cumhuriyetlerinde ise baskı ve zorlama, hatta entrikalar neticesi ilga edilmiştir. Fakat şunu da ilave etmek gerekir ki; İslam harfleri bir yere Müslümanlar vasıtasıyla girmiş ve orada hâlâ Müslümanlar varsa, harfleri oradan söküp atmak mümkün olamaz. Bugün meselâ- Türkiye'de hangi İslamî devir tarihî eserine bakarsanız, hangi kütüphanesine girerseniz, hangi ilahiyat ve edebiyat fakültesine girerseniz, hangi camisi ve imam-hatip lisesine uğrarsanız; hatta hangi Müslümanın evine uğrar veya mezarlığını ziyaret ederseniz; mutlaka İslam yazısıyla yüz yüze gelirsiniz. Onlar bizim beşiğimizde, eşiğimizde, duamızda, mezar taşımızda, millî hafızamız olan arşivimizde, dedemizden kalan mirasın senet ve tapularında, büyük babamızın nişan ve madalyasında, gelinimizin boynundaki altında, atamızın tabutunda... hasılı her yerde bizi âdeta takib ederler. Hatta bu memleketin gayrimüslim çocukları dahi kendilerini bu harflerden tecrid edemezler. Hatta şimdi bu harfleri günlük hayatında kullanmayan Arnavut, Boşnak ve eski Rus topraklarında -çok şükür şimdi kısmen kendi topraklarında- yasayan Türkler için de fazlasıyla geçerlidir.
Gelecek hakkında tahminde bulunmak oldukça güç ve bazen yersiz olmakla beraber; tarihin tekerrürden ibaret olduğu, kâinatta âdetullahın hâkimiyeti, dünyada Islama karşı teveccühün giderek artması gibi emmareler gösteriyor ki, Latin yazısı bugün oturduğu koltuğunda geçicidir: Onu asıl sahibine teslim edeceği günü beklemektedir. Zira Kur'an-ı Kerîm bu harflerle yazılıp okundukça, O'nun yazıldığı harflerin hükümlerini icra etmeleri âdeta kaçınılmazdır.
Sosyolojinin bu husustaki kanaatleri bizi bağlamaz: Zira sosyologlar iyi bilmelidir ki İslam yazısı bir kültür, din yazısı olmanın ötesinde Kur'ân'ın yazısıdır. Kuran ise: "Kur'an'ı Biz indirdik. O'nu muhafaza edecek olan da Biziz" mealindeki âdetin fermanına istinaden, harfi dahil her şeyiyle beraber ilâhî bir muhafaza altındadır. İsterse O'nun yazısını Türkler değil, Araplar bile terketseler; bu hüküm değişmeyecektir.
İslam harflerinin Türkiyat araştırmaları ve Ortadoğu tarihi incelemeleri bakımından da geniş yer tuttuğu gözden ırak değildir: Günümüzde özellikle Macarlar ve Avusturyalılar gibi târihde hatırı sayılır devletler kurmuş olup, Osmanlı devleti ile münasebeti çok fazla olan milletler, Osmanlı eser, vesika ve araştırmalarına çok ehemmiyet vermektedirler. Bu hususta birçok eser de vermişlerdir.
L. Fekete'nin Osmanlı maliye evraklarını ele alan eserleri ve Hans Georg Majer'in Das Osmanische Registerbuch der Besch-werden adlı kitab bu cümledendir. Hatta Bulgarların da Osmanlı lifnar defterlerini konu alan vesikaların tıpkıbasımlarını yaptıklarını görüyoruz.
Amerikalı araştırmacı Michel Hıckok'un ifadelerine göre, bu gün Amerikan üniversitelerinden; Princeton, Harvard, Michigan, Chicago, Ohiostate, Washington ve Columbia'da doçentlik seviyesinde tez için her sene birer-ikişer adam almaktadır. Buralarda profesörlük seviyesinde de birçok Ortadoğu tarihçisinin Osmanlı yazı ve diline hâkim olduklarını zikrediyorlar. Yukarıda adı geçen üniversiteler kadar olmasa da, diğer Amerikan üniversitelerinde de Osmanlı tarihi ve yazıları ile alakalı çalışmalar yapıldığını kaydediyor.
İngiliz araştırmacı Caroline Finkel ise, -Amerika'daki kadar olmasa bile- bu hususta İngiltere üniversitelerinde çalışmalar yapıldığını ifade eder.
İslam harflerinin coğrafyası meselesi en fazla biz Türkler açısından çok manidardır. Zira dünyanın hemen hemen hiçbir yeri yoktur ki, Osmanlı'nın orada bir eseri ve üzerinde kendine has stille yazıları, oraya gönderilmiş bir fermanı, siyasi yazışması, ilişkisi olmasın. Osmanlıya yıkılışı zamanlarında bile, bugün adını bilmediğimiz yerlerden yazılar, istekler ve haberler geliyordu.