Şimdi sürat-i kıraat (okuma hızı) hadisesini tedkike geçelim. Önce matbu metnin nasıl okunduğundan bahsedeceğiz. Malûm olduğu üzere biz okurken kelimelerin harflerine dikkat etmiyoruz. Belki nazarımızla bütün matbu bir kelimeyi yahut iki ufak kelimeyi ihata ediyoruz ve bu kelimelerin umumî şekillerini eşyayı ve eşhası farkettiğimiz gibi fark-ediyoruz. Herhangi bir sistem harflerle yazılan yahut basılan kelimeler Çin yahut Mısır hiyeroglifleri gibi birer hiyeroglifden ibarettirler ki, onların bu sonunculardan farkı yalnız tersim sisteminin (resmetme sistemlerinin farklı olması) başkalığı iledir. Meselâ eski hiyerogliflerde «O» او mefhumunu ifade için şehadet parmağıyla işaret eden el tasvir edilmişse, biz bugün bu mefhumu ifade için iki ufak alâmetten müteşekkil bir resim çizeriz, ki bu alâmetler aynı zamanda «O» او kelimesini teşkil eden iki sese de delâlet ederler. Demek oluyor ki, okur-yazar adam ayrı ayrı harfleri okumaz, belki bütün kelimelerin hiyerogliflerini okur. Kelime usulü ile tâlim namıyla mâruf Amerika usulü işte bu esasa bina edilmiştir. Şu veya bu kelimenin umumî hiyeroglifi şekli ne kadar bariz özelliklere mâlik olursa kıraat esnasında o kadar çabuk farkolunur. Demek mütehassıslar tarafından tasdik ve tesbit edilen kıraaat hadisesi nokta-i- nazarından kelimelerin göze çabuk ilişmesi ve okunaklığı o kelimeleri teşkil eden harflerin şu veya bu şekilde olmasından değil, bütün matbu kelimenin tasviri hiyeroglifinin ayrıca bâriz özelliklere mâlik olmasından ileri geliyor. Kelimenin teşkiline dahil olan ayrı ayrı harfler ise, o kelimenin hiyeroglifinin bariz özelliklerini takviye edip etmemek gibi ikinci derecede olan rolü oynarlar. Latin sistemi harfler ekseriya müstakim hatlarla tersim olunurlar (keskin şekiller). Kısmen «O» harfi resmi ile mezcedilirler ve düz çizgiler arzederler. Bunda matbu satır mütevazi iki çizgi arasına yerleştirilir ve her bir kelime sanki amuden oturtulmuş kerpiçlerden teşekkül etmiştir. Bundan dolayı kelime hiyeroglifleri birbirinden ekseriya yalnız bu kerpiçlerin sayısıyla ve onlar üzerine çizilmiş olan nakışların tenevvüü ile ayrılırlar. Latin harflerinin ancak bazıları (meselâ D, B, L, T, H, P, G, J) satınn mütevazi hatları haricine vaki şu veya bu çıkıntılara yahut alâmetlere noktalara maliktirler. Meşhur Profesör Meyman ve sair tatbikî pedagoji âlimleri birçok ciddî tecrübelerden sonra şu kanaate gelmişlerdir ki, Latin sistemi harflerle matbu kelimelerin mezkur mütevazi çizgilerin haricinde yukarı yahut aşağı tarafta çıkıntısı yahut noktası ve satır haricinde çizgisi bulunan harfleri ihtiva edenleri göze daha çabuk ilişirler, yani daha çabuk okunurlar. Alman elifbasmdaki i, â, ö, ü, T, B, D, harfleri gibi. Meselâ minimum kelimesi «i»ler üzerinde nokta bulunmasa daha zor okunurdu. Arab harflerinde ise iki mütevazi çizgi de, düz şekiller de yoktur. Bunda satırın yalnız esasî bir çizgisi vardır. Bu çizgiden yukarıya yahut aşağıya hacim itibarıyla çeşitli olan düz veyahut çarpık çizgiler ayrılır ki, bunlar genelde noktalar yahut ufak alâmetcikler ile mücehhezdirler.( ب ,ت, ف, ق gibi aynı şekle küçük ekler yaparak..) İşte bu hâl, yâni noktaların bulunması, kerpiçlerin bulunmaması, esasî çizgiden ayrılan düz ve çarpık çizgiler Arab harflerine öyle bir hususiyet veriyor ki bunlar sayesinde biz esasen yabancısı olmadığımız suretler ve şekilleri derhal seçiyoruz. Elinde bastonu bulunan yahut geniş kenarlı şapka taşıyan bildiğimiz adamları büyük insan kümesi içinden nasıl kolay seçiyorsak Arab harfleri ile yazılan ve bariz hassalara mâlik olan kelimeleri de, üst ve alt tarafdan noktalara, esasî çizgiden yukarıya, aşağıya ayrılan çıkıntılara ve saireye malik başka birçok kelimeler içinden pek kolay ve çabuk seçiyoruz. Böylelikle kıraat hadisesinin feri ile tesbit olunan esaslarını nazar-ı itibara alırsak, çabuk okumak için Arab harflerinin tarz-ı tersimi (resmetme şekilleri) Latin harflerine nisbetle daha elverişli olduğu tebeyyün eder. Okuma hadisesi kanununun doğruluğunu biz şu sade vasıta ile de isbat edebiliriz; meselâ ruh mânâsına gelen ve Türkçe'de de kullanılan Farisî kelimeyi biz kitaplarda «can ﻥﺎﺠ » yahut «can» (meselâ «canlı ﻰﻟﻨ ﺎﺠ » kelimesinde) şeklinde görmeye alışmışız. Eğer bu kelimeyi aynı Arab harflerinin yalnız şekilleriyle «c... a... n» ﻦﺍﺝ tarzında yazarsak, biz onu birdenbire tanıyamıyoruz. Çünkü bizim bildiğimiz kelimelerin hiyeroglifler hazinesinde bunun gibi hiyeroglif kelime yoktur. Alışkın olmayanlar için Latin harfleriyle neşrolunan «Yeni Yol» gazetesini okumanın ağırlığı o adamların Latin harflerini iyi bilmemelerinden ileri gelmiyor. Bunlar Latin harflerini iyi bilseler bile Latin harfleriyle yazılan bütün kelimelerin hiyeroglifleri ile daha âşinâ olmadıklarından, mübtedîler gibi (yeni başlayanlar gibi) heceleye heceleye okuyorlar. Bütün bunlar bir taraftan umumen yazının hiyeroglifi birşey olduğunu gösteriyorsa, diğer taraftan şunu gösteriyor ki, elifba değiştirdikten sonra adamakıllı okuma yazma öğrenmek için yeni elifbanın ayrı ayrı harfleriyle aşinalık peyda etmek kâfi gelmeyecek, belki hafızalarımızda yeni sistem harflerden müteşekkil hiyeroglifler hazinesi teşkil etmek, yani bu sistem ile okuma hadisesine alışmak mecburiyeti hâsıl olacaktır. Okuma hadisesine ehemmiyet vermeden yalnız harflerin şekillerini nazar-ı itibara alırsak bile, yalnız şekilde Arab harflerinin birbirine benzemesini ( ب ,ت, ف, ق) birbirinden sadece noktaların sayılarıyla yahut işgal ettikleri mahalleriyle ayrılmasını büyük bir kusur gibi göstermek de haklı olmasa gerek. Çünkü Azerbaycan'da kabul edilen Latin elifbasında on-bir harf «o» dan, yedi harf «i» den istihraç edilmiştir, ki bunlar şu veya bu tarikle tadil olunan «o» ile «i» den başka bir şey değildirler. Bütün beşeriyet dünyasında büyük ehemmiyeti haiz olan Arab ve Latin elifbaları fi'l-hakika, adedi çok olmayan birkaç esası çizgilerden neşet etmişlerdir ki, bu da boşuna değildir. Çünkü bunda yazı hadisesini kolaylaştırmak göz önünde tutulmuştur, ki bu meseleden aşağıda bahsedeceğiz. Şimdi sürat-i kıraat (okuma hızı) hadisesini tedkike geçelim. Önce matbu metnin nasıl okunduğundan bahsedeceğiz. Malûm olduğu üzere biz okurken kelimelerin harflerine dikkat etmiyoruz. Belki nazarımızla bütün matbu bir kelimeyi yahut iki ufak kelimeyi ihata ediyoruz ve bu kelimelerin umumî şekillerini eşyayı ve eşhası farkettiğimiz gibi fark-ediyoruz. Herhangi bir sistem harflerle yazılan yahut basılan kelimeler Çin yahut Mısır hiyeroglifleri gibi birer hiyeroglifden ibarettirler ki, onların bu sonunculardan farkı yalnız tersim sisteminin (resmetme sistemlerinin farklı olması) başkalığı iledir. Meselâ eski hiyerogliflerde «O» او mefhumunu ifade için şehadet parmağıyla işaret eden el tasvir edilmişse, biz bugün bu mefhumu ifade için iki ufak alâmetten müteşekkil bir resim çizeriz, ki bu alâmetler aynı zamanda «O» او kelimesini teşkil eden iki sese de delâlet ederler. Demek oluyor ki, okur-yazar adam ayrı ayrı harfleri okumaz, belki bütün kelimelerin hiyerogliflerini okur. Kelime usulü ile tâlim namıyla mâruf Amerika usulü işte bu esasa bina edilmiştir. Şu veya bu kelimenin umumî hiyeroglifi şekli ne kadar bariz özelliklere mâlik olursa kıraat esnasında o kadar çabuk farkolunur. Demek mütehassıslar tarafından tasdik ve tesbit edilen kıraaat hadisesi nokta-i- nazarından kelimelerin göze çabuk ilişmesi ve okunaklığı o kelimeleri teşkil eden harflerin şu veya bu şekilde olmasından değil, bütün matbu kelimenin tasviri hiyeroglifinin ayrıca bâriz özelliklere mâlik olmasından ileri geliyor. Kelimenin teşkiline dahil olan ayrı ayrı harfler ise, o kelimenin hiyeroglifinin bariz özelliklerini takviye edip etmemek gibi ikinci derecede olan rolü oynarlar. Latin sistemi harfler ekseriya müstakim hatlarla tersim olunurlar (keskin şekiller). Kısmen «O» harfi resmi ile mezcedilirler ve düz çizgiler arzederler. Bunda matbu satır mütevazi iki çizgi arasına yerleştirilir ve her bir kelime sanki amuden oturtulmuş kerpiçlerden teşekkül etmiştir. Bundan dolayı kelime hiyeroglifleri birbirinden ekseriya yalnız bu kerpiçlerin sayısıyla ve onlar üzerine çizilmiş olan nakışların tenevvüü ile ayrılırlar. Latin harflerinin ancak bazıları (meselâ D, B, L, T, H, P, G, J) satınn mütevazi hatları haricine vaki şu veya bu çıkıntılara yahut alâmetlere noktalara maliktirler. Meşhur Profesör Meyman ve sair tatbikî pedagoji âlimleri birçok ciddî tecrübelerden sonra şu kanaate gelmişlerdir ki, Latin sistemi harflerle matbu kelimelerin mezkur mütevazi çizgilerin haricinde yukarı yahut aşağı tarafta çıkıntısı yahut noktası ve satır haricinde çizgisi bulunan harfleri ihtiva edenleri göze daha çabuk ilişirler, yani daha çabuk okunurlar. Alman elifbasmdaki i, â, ö, ü, T, B, D, harfleri gibi. Meselâ minimum kelimesi «i»ler üzerinde nokta bulunmasa daha zor okunurdu. Arab harflerinde ise iki mütevazi çizgi de, düz şekiller de yoktur. Bunda satırın yalnız esasî bir çizgisi vardır. Bu çizgiden yukarıya yahut aşağıya hacim itibarıyla çeşitli olan düz veyahut çarpık çizgiler ayrılır ki, bunlar genelde noktalar yahut ufak alâmetcikler ile mücehhezdirler.( ب ,ت, ف, ق gibi aynı şekle küçük ekler yaparak..) İşte bu hâl, yâni noktaların bulunması, kerpiçlerin bulunmaması, esasî çizgiden ayrılan düz ve çarpık çizgiler Arab harflerine öyle bir hususiyet veriyor ki bunlar sayesinde biz esasen yabancısı olmadığımız suretler ve şekilleri derhal seçiyoruz. Elinde bastonu bulunan yahut geniş kenarlı şapka taşıyan bildiğimiz adamları büyük insan kümesi içinden nasıl kolay seçiyorsak Arab harfleri ile yazılan ve bariz hassalara mâlik olan kelimeleri de, üst ve alt tarafdan noktalara, esasî çizgiden yukarıya, aşağıya ayrılan çıkıntılara ve saireye malik başka birçok kelimeler içinden pek kolay ve çabuk seçiyoruz. Böylelikle kıraat hadisesinin feri ile tesbit olunan esaslarını nazar-ı itibara alırsak, çabuk okumak için Arab harflerinin tarz-ı tersimi (resmetme şekilleri) Latin harflerine nisbetle daha elverişli olduğu tebeyyün eder. Okuma hadisesi kanununun doğruluğunu biz şu sade vasıta ile de isbat edebiliriz; meselâ ruh mânâsına gelen ve Türkçe'de de kullanılan Farisî kelimeyi biz kitaplarda «can ﻥﺎﺠ » yahut «can» (meselâ «canlı ﻰﻟﻨ ﺎﺠ » kelimesinde) şeklinde görmeye alışmışız. Eğer bu kelimeyi aynı Arab harflerinin yalnız şekilleriyle «c... a... n» ﻦﺍﺝ tarzında yazarsak, biz onu birdenbire tanıyamıyoruz. Çünkü bizim bildiğimiz kelimelerin hiyeroglifler hazinesinde bunun gibi hiyeroglif kelime yoktur. Alışkın olmayanlar için Latin harfleriyle neşrolunan «Yeni Yol» gazetesini okumanın ağırlığı o adamların Latin harflerini iyi bilmemelerinden ileri gelmiyor. Bunlar Latin harflerini iyi bilseler bile Latin harfleriyle yazılan bütün kelimelerin hiyeroglifleri ile daha âşinâ olmadıklarından, mübtedîler gibi (yeni başlayanlar gibi) heceleye heceleye okuyorlar. Bütün bunlar bir taraftan umumen yazının hiyeroglifi birşey olduğunu gösteriyorsa, diğer taraftan şunu gösteriyor ki, elifba değiştirdikten sonra adamakıllı okuma yazma öğrenmek için yeni elifbanın ayrı ayrı harfleriyle aşinalık peyda etmek kâfi gelmeyecek, belki hafızalarımızda yeni sistem harflerden müteşekkil hiyeroglifler hazinesi teşkil etmek, yani bu sistem ile okuma hadisesine alışmak mecburiyeti hâsıl olacaktır. Okuma hadisesine ehemmiyet vermeden yalnız harflerin şekillerini nazar-ı itibara alırsak bile, yalnız şekilde Arab harflerinin birbirine benzemesini ( ب ,ت, ف, ق) birbirinden sadece noktaların sayılarıyla yahut işgal ettikleri mahalleriyle ayrılmasını büyük bir kusur gibi göstermek de haklı olmasa gerek. Çünkü Azerbaycan'da kabul edilen Latin elifbasında on-bir harf «o» dan, yedi harf «i» den istihraç edilmiştir, ki bunlar şu veya bu tarikle tadil olunan «o» ile «i» den başka bir şey değildirler. Bütün beşeriyet dünyasında büyük ehemmiyeti haiz olan Arab ve Latin elifbaları fi'l-hakika, adedi çok olmayan birkaç esası çizgilerden neşet etmişlerdir ki, bu da boşuna değildir. Çünkü bunda yazı hadisesini kolaylaştırmak göz önünde tutulmuştur, ki bu meseleden aşağıda bahsedeceğiz. Kaynak: islamharfleri.com |